Arkeoloji dünyası, Türkiye’nin zengin geçmişini gün yüzüne çıkarmak için sahaya inmeye devam ediyor. 2025 kazı sezonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğiyle Çukurova Üniversitesi tarafından yürütülen Tatarlı Höyük kazısında yeni bir dönemi işaretledi. Bu yıl, Geleceğe Miras Projesi (GMP) kapsamında yapılan 251 kazı arasında en yüksek puanı alan 33 projeden biri olarak belirlenen çalışma, “model proje” statüsünü elde etti. Arazi, depo ve yayın süreçleri aynı anda yürütülerek disiplinlerarası bir çalışmanın nasıl verimli sonuçlar doğurabileceğini net bir biçimde gösterdi.
Projenin koordinasyonunda öne çıkan isimler arasında, arazi, depo ve yayın koordinatörü ile kazı başkan vekili olarak görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Özlem Oyman Girginer yer aldı. Ayrıca kazı başkan yardımcıları olan Arkeolog M. Furkan Tufan, Arş. Gör. Mehmet Cevher ve Arş. Gör. Muaz Koçak da konu ve dönem koordinatörleriyle birlikte çalışmalara yön verdi. Bu ekip, saha çalışmalarıyla elde edilen materyallerin envanterlenmesi, analizlerin planlanması ve yayın çalışmalarının koordine edilmesi süreçlerinde kilit rol oynadı.
GMP’nin bu yılki hedefi, Türkiye’nin zengin arkeolojik mirasını bilimsel yöntemlerle korumak ve ulusal ile uluslararası bilim dünyasına etkili bir şekilde kazandırmaktı. Adana bölgesindeki çalışmalarda, Adana Büyükşehir Belediyesi, TC Adana Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Adana Müzesi’nin de destekleri, projenin saha dışı altyapısını güçlendirdi. Bu destekler, arkeolojik kazıların güvenliğini, belgeleme süreçlerini ve yayımlama çalışmalarını kapsayacak şekilde örgütlendi.
Tatarlı Höyük, sadece buluntuların çıkarıldığı bir yer olmayıp, aynı zamanda bölgenin sürdürülebilir araştırma ortamını hangi kalıplarla destekleyeceğini gösteren bir merkez haline geldi. Bu çalışma kapsamında elde edilen veriler, geçmiş toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel dinamiklerini anlamak için çok yönlü bir yaklaşımı gerektirdi. Kazıda elde edilen materyallerin, konumlarına, kronolojilerine ve bağlamlarına göre sergilenmesiyle, saha arkeolojisi ile kuramsal arkeoloji arasındaki köprü güçlendirildi.
Arazi çalışmaları boyunca stratigrafik katmanların dikkatli bir şekilde belgelendiğini ve her katmanın dikkatli bir kronolojiye oturtulduğunu belirtmek gerekir. Bu süreçte, yüzeyden kazıya uzanan katmanlar arasındaki ilişki netleştirildi ve buluntularının bağlamı korundu. Bu sayede, höyüğün yerleşim sürekliliğini ve hangi dönemlerde hangi toplumsal aktivitelerin yoğunlaştığını daha net çerçevede ortaya koymak mümkün oldu.
Depo yönetimi aşamasında, yüzlerce milyon ve binlerce kayıt arasındaki bağlantılar kuruldu. Eserler, üzerine notlar düşülen etiketler ve dijital envanter sistemiyle sınıflandırıldı. Böylece, bir kazı sezonunda üretilen verinin sonraki dönemlerde kolayca erişilebilir olması sağlandı. Bu, hakemli dergilerde yayımlanacak makalelerin temel verilerini oluşturan bir altyapı kurdu.
Yayın çalışmaları ise bilimsel standartlara uygun olarak ilerledi. Eserlerin basımında, kültür mirasının korunması ve bu mirasın uluslararası bilim dünyasına aktarılması hedeflendi. Proje kapsamında elde edilen bulgular, hem yerel kamuoyuyla hem de akademik çevrelerle paylaşıldı.
Projenin başarısı, interdisipliner işbirliği ve kadrolu ekiplerin koordinasyonu üzerinde yükseldi. Arkeoloji, coğrafya, mühendislik ve dijital envanter alanlarında çalışan ekipler, saha çalışmalarından sonuçların yayımlanmasına kadar olan süreçte birbirini tamamladı. Bu çok disiplinli yaklaşımın, gelecekte benzer projelerin başarıyla uygulanmasında kilit bir model oluşturduğu değerlendirilir.
Çukurova Üniversitesi’nin açıklamasında, “Türkiye’nin kültürel mirasının korunması, bilimsel yöntemlerle araştırılması ve ulusal ile uluslararası bilim dünyasına kazandırılması amacıyla yürütülen çalışmaların bundan böyle de aralıksız sürdürüleceği” vurgulandı. Bu ifade, devlet-kamu kurumları ile üniversite işbirliğinin, arkeolojik mirasın güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde gelecek kuşaklara aktarılmasını nasıl güçlendirdiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, Tatarlı Höyük kazısının GMP kapsamında “model proje” statüsüne ulaşması, saha çalışmaları, envanter yönetimi ve yayın süreçlerinin entegre bir şekilde yönetilebildiğini gösteren somut bir kanıt olarak kayda geçiyor. Bu durum, benzer arkeolojik projeler için çıtayı yükseltiyor ve Türkiye’nin arkeoloji alanında küresel rekabet gücünü artırıyor. Projenin uzun vadeli etkileri, bölgenin kültürel mirasının korunması ve bilim dünyasına katkı sağlama açısından daha görünür hale gelecek.

İlk yorum yapan olun